OSMANLICA GERÇEĞİ :
Türk kültürü bilinen en az 6 alfabe kullandı; yani sözlü olarak ifade edileni farklı semboller ve seslerle yazdılar. Bunlar Sogd, Uygur, Göktürk, Arap, Kiril ve Latin-Etrüsk adları ile anılan abecelerdi. Sözgelimi Uygur Devleti kendi bulduğu 18 harften oluşan Uygur alfabesini, Göktürkler kendi bulduğu 38 harften oluşan, runik şekilde çizgili yazılan Göktürk alfabesini, Azerbaycan Türkleri Rusların kullandığı Kiril alfabesini, Selçuklu Devleti Ve Osmanlı Devleti Arapların kullandığı sağdan sola yazılan Arap alfabesini, Türkiye Cumhuriyeti ise Etrüsk Türklerinin bulduğu soldan sağa yazılan Etrüsk-Latin alfabesini kullandı.
Bugün ne yazık ki alfabe(yazı) kavramını bilmeyenler Osmanlıca diye bir yazı dili olduğunu, bu da yetmezmiş gibi Osmanlıca diye Türkçeye alternatif bir dil bulunduğunu ifade etmektedirler. Böyle bir şey yok. Dünyada Osmanlıca diye bir dil de yoktur Osmanlıca diye bir alfabe de yoktur. Bu özellikle İkinci Paylaşım Savaşı'ndan hemen sonra imzalanan Fulbright Anlaşmasından sonra üretilmiştir . İngiliz ve Amerikalı eğitimcilerin : " Türkçenin geçmişi yok, dolayısıyla Türklerin tarih ve kültürü de yok, geçmişte Arap dili vardır; ama Türk dili yoktur, Osmanlılar Türkçe konuşmuyor, Osmanlıca konuşuyordu (olmayan şeyi konuşmak nasıl bir şey))bu yüzden Türk kültürü de olmamıştır vs. propagandası için bilinçli olarak hazırlanmış ve kültür mühendisleri vasıtasıyla da yayıllmış tehlikeli bir tuzak olarak işlemiştir. Hala bilinçli veya bilinçsizce yayılmaktadır.
Selçuklu Devleti'nin Türk kültüründen olmayan bazı yazar, yönetici veya çizerleri yazışmalarını Arap alfabesi ile yazıyordu diye Selçukluca diye bir dil nasıl yoksa Osmanlı Devleti de yazışmalarını Arap alfabesi ile yazıyor diye Osmanlıca diye de bir dil ve alfabe de olmamıştı.Türkçe halkın bugün nasıl konuşuyorsa eski zamanlar da böyle konuştuğu bir dildi. Yani Osmanlıca diye bir dil dünyada yoktu ve Osmanlıca diye bir alfabe de olmamıştı.
10.000 yıl öncede bugünkü gibi konuşuyorduk, yaklaşık 1500 yıl önce Başbuğ Atilla zamanında da yaklaşık 500 yıl önce Fatih Sultan Mehmet Han zamanında da böyle konuşuyorduk, bugün de böyle konuşuyoruz. Türkçe konuşuyoruz. Şuan iletişim kurduğun gibi. insanlarımız bilmedikleri için kolayca tarihi bir yanılgıya sokulmakdır. Osmanlıca ayrı Türkçe ayrı diye bilinçli veya bilinçsiz olarak konuşulan dilimizle bile ayrıştırılma içine sokulmaktayız. Buna dikkat etmek Türk kültürüne ilgi duyan, Türkçeyi seven, Türk tarihine karşı saygısı olan herkesin görevidir.
https://m.facebook.com/turkhars/about/?_rdr https://turkhars.blogspot.com.tr/?m=1
25 Mayıs 2018 Cuma
23 Mayıs 2018 Çarşamba
Atatürk'ün Gizli Vasiyeti
Atatürk'ün gizli vasiyeti;
Bir tarih vesikasında da vasiyeti bilenler, şu ifadeler var demiş;
"Çok değerli bir insandır. Allah rahmet eylesin.
...
Hayatının sonuna kadar Türk dili, tarih ve kültürünü yaymak için uğraştı; Ona göre dünyaya gerçek adaleti getirmek ve dünyamızı insanlık düşmanlarından kurtarmanın tek yolu Atatürk 'ün hala açıklanmayan vasiyetinde gizliydi;
Ona göre bu vasiyet şuydu : Atatürk dünyanın pek çok olay ve olgusunun neden -sonuç ilişkisini kurmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nı kimin kazanacağını, savaş sonrası dünya düzeninin nasıl olcağını biliyordu. Rusya'nın iki süper güçten biri olarak Türki cumhuriyetleri kendisine bağlayacağını, daha sonra diğer süper güç ile rekabet edeceğini biliyordu.
Vasiyetini yazdırırken tam 50 yıl sonra bu vasiyetin açıklamasını istemişti; çünkü Rusların parçalanacağını biliyor ve ardından da 1990 yılı olmadan kendisine bağlı olan tüm Türki cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanacağını öngörüyordu.
Sudan çıkmış bir balık gibi olacaklardı. İşte 1988 yılının 10 Kasım'ında açılmasını ve uygulanmasını istediği vasiyeti burada devreye giriyordu. Türkiye abilik yapacaktı. Ama ne yazıkki 1980 yılında 12 Eylül Darbesi yaşandı. Amerika'nın ayarlı generallerinin yaptığı bu darbe ile ki Amerkan istihbarat ajanı Paul Henza'nın Amerikan Başkanı Cartır'a :"Bizim çocuklar başarılı oldu" ifadesi iie bu vasiyet hayal oldu.
1988 yılında açıklanması gereken vasiyet; Paul Henza'nın tarif ettiği çocuklarından Darbeci Kenan Evren'in: " Türk milleti henüz hazır değil"deyip 25 yıl daha ötelemesiyle vasiyeti tarih oldu; 2013 yılında da açıklanmadı. Ankara'da Harp dairesinde çelik kasada Tozlu raflarda.
Neydi bu vasiyet : Atatürk Rusya'nın parçalanmasını öngördüğü itibarla1988 yılında açılmasını ve açıklanmasını istemiştir. Ki Rusya 1989 yılında parçalandı. Bir yıl sonra Tüm Türki devletler bağımsızlığını kazandılar. Atatürk'ün yegâne gayesi önce çok güçlü bir Türkiye yapmak ardından tüm Türki devletleri kendisine aynı dil üzerine aynı alfabe üzerine bağlayıp dil, tarih ve kültür birliğini sağladıktan sonra dünyadaki tüm Müslüman devletleri akıl ve bilim ışığında Kuran Müslümanlığı ışığında kendisine bağ ve hakim kılmaktı. Bu ülküsünü ömrü yetmediği için bir vasiyet olarak tebliğ etti.
Yani Türklerin kurucu gücü öncülüğünde Misâk-ı Milli sınırlarına ulaşıp. Türk kültürü öncülüğünde Türk-İslam İmparatorluğu kurmaktı amacı. Osmanlı'dan farkı bu kez Türk kültürü bir alt kültür olmayacak, üst kültür olarak dünyadaki insanlık düşmanlarına karşı iyiliği, adaleti, gerçek hoşgörüyü, gerçek barışı sunacaktı. İnsanlık düşmanı Amerika, diye bir illet yeryüzünden sökülüp atılacaktı.
Hatta o itibarla "21. Yüzyıl Türk asrı olacaktır."sözü çok anlam ifade ediyordu. Hocamızdan bu sözleri duymak belki kimselere nasip olmadı.
Hocamız hep şunu söylemişti : "Eğer bir ülke bir hedefe doğru yönlendirilir ise o yolda gider; ama hedefsiz bırakılırsa amaçsız hale gelerek bencilleşir, küçük hesaplar peşinde koşar, birbirini çekiştirip durur, birbirinin kuyusunu kazardı. Bu vasiyet Türk milletinin hedefiydi." demişti "


Bir tarih vesikasında da vasiyeti bilenler, şu ifadeler var demiş;
"Çok değerli bir insandır. Allah rahmet eylesin.
...
Hayatının sonuna kadar Türk dili, tarih ve kültürünü yaymak için uğraştı; Ona göre dünyaya gerçek adaleti getirmek ve dünyamızı insanlık düşmanlarından kurtarmanın tek yolu Atatürk 'ün hala açıklanmayan vasiyetinde gizliydi;
Ona göre bu vasiyet şuydu : Atatürk dünyanın pek çok olay ve olgusunun neden -sonuç ilişkisini kurmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nı kimin kazanacağını, savaş sonrası dünya düzeninin nasıl olcağını biliyordu. Rusya'nın iki süper güçten biri olarak Türki cumhuriyetleri kendisine bağlayacağını, daha sonra diğer süper güç ile rekabet edeceğini biliyordu.
Vasiyetini yazdırırken tam 50 yıl sonra bu vasiyetin açıklamasını istemişti; çünkü Rusların parçalanacağını biliyor ve ardından da 1990 yılı olmadan kendisine bağlı olan tüm Türki cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanacağını öngörüyordu.
Sudan çıkmış bir balık gibi olacaklardı. İşte 1988 yılının 10 Kasım'ında açılmasını ve uygulanmasını istediği vasiyeti burada devreye giriyordu. Türkiye abilik yapacaktı. Ama ne yazıkki 1980 yılında 12 Eylül Darbesi yaşandı. Amerika'nın ayarlı generallerinin yaptığı bu darbe ile ki Amerkan istihbarat ajanı Paul Henza'nın Amerikan Başkanı Cartır'a :"Bizim çocuklar başarılı oldu" ifadesi iie bu vasiyet hayal oldu.
1988 yılında açıklanması gereken vasiyet; Paul Henza'nın tarif ettiği çocuklarından Darbeci Kenan Evren'in: " Türk milleti henüz hazır değil"deyip 25 yıl daha ötelemesiyle vasiyeti tarih oldu; 2013 yılında da açıklanmadı. Ankara'da Harp dairesinde çelik kasada Tozlu raflarda.
Neydi bu vasiyet : Atatürk Rusya'nın parçalanmasını öngördüğü itibarla1988 yılında açılmasını ve açıklanmasını istemiştir. Ki Rusya 1989 yılında parçalandı. Bir yıl sonra Tüm Türki devletler bağımsızlığını kazandılar. Atatürk'ün yegâne gayesi önce çok güçlü bir Türkiye yapmak ardından tüm Türki devletleri kendisine aynı dil üzerine aynı alfabe üzerine bağlayıp dil, tarih ve kültür birliğini sağladıktan sonra dünyadaki tüm Müslüman devletleri akıl ve bilim ışığında Kuran Müslümanlığı ışığında kendisine bağ ve hakim kılmaktı. Bu ülküsünü ömrü yetmediği için bir vasiyet olarak tebliğ etti.
Yani Türklerin kurucu gücü öncülüğünde Misâk-ı Milli sınırlarına ulaşıp. Türk kültürü öncülüğünde Türk-İslam İmparatorluğu kurmaktı amacı. Osmanlı'dan farkı bu kez Türk kültürü bir alt kültür olmayacak, üst kültür olarak dünyadaki insanlık düşmanlarına karşı iyiliği, adaleti, gerçek hoşgörüyü, gerçek barışı sunacaktı. İnsanlık düşmanı Amerika, diye bir illet yeryüzünden sökülüp atılacaktı.
Hatta o itibarla "21. Yüzyıl Türk asrı olacaktır."sözü çok anlam ifade ediyordu. Hocamızdan bu sözleri duymak belki kimselere nasip olmadı.
Hocamız hep şunu söylemişti : "Eğer bir ülke bir hedefe doğru yönlendirilir ise o yolda gider; ama hedefsiz bırakılırsa amaçsız hale gelerek bencilleşir, küçük hesaplar peşinde koşar, birbirini çekiştirip durur, birbirinin kuyusunu kazardı. Bu vasiyet Türk milletinin hedefiydi." demişti "


22 Mayıs 2018 Salı
Büyük Selçuklu Devleti'nin Kuruluş Süreci
Devletimizin Kuruluşunun 977.yılı kutlu olsun!
#Dendânekan Meydan Savaşı 23 Mayıs 1040
''Devletimizin Kuruluşunu Sağlayan Savaş''
Mayıs ayının #Türk tarihinde büyük bir yeri vardır: #Türkiye’nin kurulmasını sağlayan tarihî ve destanî hareketler bu ayda yapılmış, bu destanların can alıcı noktası olan Dendânekan Meydan Savaşı 23 Mayısta olmuştur.Okul kitaplarında devletimizin ne zaman kurulduğuna dair bir işaret yoktur.Bazıları Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı 26 Ağustos 1071 tarihini devletimizin başlangıcı sayıyorlar. Bu düşünce tamamiyle yanlıştır. Çünkü #Malazgirt Savaşı çoktan kurulmuş kuvvetli bir devletin diğer bir kuvvetli devleti yenmesinden başka bir şey değildir. Dendânekan Savaşı ise #Selçuklu Hanedanının idaresindeki Türklerin, Gazneliler İmparatorluğunu yenerek Horasan ülkesini onlardan koparmasını, burada bağımsız olarak teşkilâtlanmasını ve fetihlere başlamasını sağlamış, yani Türkiye’yi kurmuş ve bizi bugüne getirmiş olan bir çarpışmadır.Millî hayatımızdaki iyi, kötü bütün dönüm noktalarını bilmek, bütün fertlerin ortaklaşa sevineceği, üzüleceği tarihlere malik olmak, mânevî yapısı kuvvetli bir millet olmanın ilk şartlarından biridir.
İskender’i, Sezar’ı, Arslan Yürekli Rişar’ı, Deli Petro’yu, Napolén’u ezberleyen Türk gençlerinin bu devletin nasıl kahramanlıklarla kurulduğunu, #Çağrı Beğ adındaki destâni kahramanın neler yaptığını, Doğu Roma İmparatorluğu ile göğüs göğse yapılan korkunç savaşların Türk başbuğları olan #Kutalmış, İbrahim, Inal, Yakutu, Resul Tegin, Buka, Anasıoğlu, Hasan Artuk, Afşın ve arkadaşları gibi ölmezleri bilmemesi hazin olduğu kadar da ayıptır. Bunlar lise ve ortaokulda değil, daha ilkokulda bellenecek şeylerdir. Bunları öğrenelim ve hatırlayalım. Yalnız ümidimizin zayıfladığı anlarda değil, her zaman aklımızda tutalım, gönlümüzde saklayalım.Selçuk Hanedanının idaresindeki enerjik ve gözüpek #Oğuzlar’la bunlara katılmış olan birtakım doğu Türkleri, Hazar, Karahanlı ve Gazneli devletleri arasında bocaladıktan, hattâ büyük kırgınlar geçirdikten sonra nihayet “Horasan’ı elde etmek” fikri etrafında hamle yapmaya başladılar.Gazneliler İmparatorluğu’nun büyük ve zengin bir vilayeti olan Horasan, Selçuklular için bir yaşama vasıtasıydı. Geçimlerini sağladıkları sığır, koyun ve at sürülerine otlak #Horasan’da, kendilerine vergi verecek zengin şehirler yine orada idi. Burası için yapılan değişik tarihli birkaç savaş hiçbir meseleyi halletmemiş ve iş, kesin sonuçlu bir savaşa kalmıştı.Büyük sultan #Gazneli Mahmud’un oğlu olan Sultan Mesud yüksek bir kumandan, eşsiz bir kahraman, fakat kararsız, zalim ve sarhoş bir devlet başkanıydı.
Ana davalarda sık sık ve lüzumsuz karar değiştirmeleri yüzünden kumandanlarının güvenini kaybetmiş, bu kumandanlardan bazıları, sarhoşluk sırasında hakaretine uğradıkları sultana gücenerek Selçuklulara katılmış, bu da sultanı bütün kumandanlarından şüphelenir hale getirmişti. Horasan’da Selçuklular lehine propaganda yapılıyor, din bilginleri kendi sarhoş sultanları yerine içki içmeyen Selçuk prenslerinin gelmesini istiyor, bundan başka tüccar ve esnaf sınıfı da daha az vergi alan Selçukluları tercih ediyordu.Her iki tarafında birbiri arasındaki casus şebekesi iyi işliyor, tarafların hareketleri ve hazırlıkları birbirine malûm oluyordu.Sultan Mesud bu işi kökünden halletmek için büyük hazırlıklar yapmış ve o zamana kadar görülmemiş bir ordu tertiplemişti. İyi silâhlı 100.000 kişi olan bu orduda 50 tane de savaş fili vardı. Bu ordu, #Türklerden başka Hindli, Efganlı, İranlı, Arap ve Kürtlerden meydana gelmişti.Selçuklular 20.000 kişiden daha azdı. Fakat çok disiplinli ve hafif silahlı olduğu için son derece çevik atlılardan kurulu bir ordu idi. Gaznelilerin kalabalık oluşu daima su ve yiyecek sıkıntısı doğuruyordu.17 Mart 1040’ta Gazneli ordusu #Nişabur’dan Serhas’a doğru hareket etti. Serhas’ta toplanmış bulunan Selçuklular da kıpırdadılar. Gazne ordusunun uğrağındaki yerlerde yiyecek bir şey bırakmadan, kuyuları doldurarak çekilmeye başladılar.13 Mayısta Gazneliler, Serhas’a girdi. Fakat açlık içinde yürüyüşte hayvanların çoğu ölmüş, suvarilerin büyük bir bölümü atsız kalmış, ölmeyen atlar bitkin bir hale gelmiş, daha kötüsü, açlık yüzünden ordu silah kullanamayacak kadar kötülemişti.Serhas haraptı. Ahali de Selçuklularla birlikte kaçmış, Selçuklular işe yarar ne varsa götürmüş, götüremediğini yakmıştı. Gazneli kumandanları yiyecek bulmak için Herat’a dönmeyi tavsiye ettilerse de sultan bu fikre yanaşmadı. Selçukluların da aç olduğunu söyleyerek bu işi kökünden bitirmek üzere taarruz lâzım geldiğini, hedefin Merv olduğunu, aksi bir fikirde bulunanı idam ettireceğini bildirdi.16 Mayıs 1040ta Gazneli ordusu, Selçukluların yeni karargâhı olan Merv’e yürümeye başladı. Susuzluktan büyük sıkıntı çekiliyor, hastalıkta başlamış bulunuyordu.18 Mayıs’ta, susuzluğa çare olmak üzere kuyular kazıldı ve çevrede bulunan kamışlıklara, Selçuklulara sığınaklık etmesin diye ateş verildi. Fakat kuyulardan çoğunun suyu acı çıktı.21 Mayıs’ta Börü Tegin buyruğundaki 1500 Sekçuklu ile ilk çarpışma yapıldı. Bunlar yağmur gibi ok yağdırarak yıldırım gibi bir hücum yaptılar. Gaznelilerin ağır süvarisi kendilerine taarruz edince çekildilerse de ağırlıklardan bir kısmını alıp götürmeyi başardılar.Bu ilk çarpışma, Gazneliler ordusundaki mâneviyat kırıklığını ve disiplinsizliği açığa vurmuştu.
Gazneliler ordusundaki #Türk hassa askerleri, kendi komutanları olan ünlü başbuğ #Beğdoğdu’ya başvurarak deveye binmekten usandıklarını, ertesi gün bir savaş olursa ister istemez #Tacik( = İranlı ve Efganlı ) ve Arap askerlerin atlarını alacaklarını, savaşa ancak böyle gireceklerini söylemişlerdi.Bu sırada Merv’de bulunan Selçuklular da büyük Gazneli ordusunun taarruzu karşısında ne yapmak gerektiğini konuşuyorlar, bir karara varamıyorlardı. Nihayet kararı Tuğrul Beğ’e bıraktılar. Tuğrul Beğ, görülmemiş büyüklükteki Gazneli ordusunun gelmesi dolayısıyla büyük göçe, Dihistan yoluyla İran içerisine yürümeye taraftardı. İranlılar korkak olduğu için bize dayanamaz diyordu. Gaznelilerle yapılacak savaş başarısızlıkla biterse Selçuklu topluluğunun dağılacağından çekiniyordu.Çağrı Beğ, bu fikre itiraz etti. “Buradan kaçıp İran’ı alacak idiysek bunu başlangıçta yapmalı ve böyle ulu bir padişahın kemerine el atıp savaşa çağırmamalıydık” dedi. Savaşı kabulün kaçınılmaz olduğu hakkındaki delillerini sayıp döktü. Yalın atlılar olup erkekçe dövüşürlerse savaşı kazanacaklarını söyleyerek sözlerini bitirdi. Bu düşünce kabul edildi.Kadın, çocuk, hasta ve yaşlıları ayırdılar. Bunları ve ağırlıklarını, sıska ve cılız atlı 2-3 bin kadar süvariyle birlikte uzaklara, çöllerin içine gönderdiler. Savaşa elverişli askerlerini sayarak 16.000 kişi olduklarını anladılar.
Sayıca az olan bu ordunun mânevi kuvveti çok üstün, silahları pek iyi idi. Ordunun başkomutanlığını Çağrı Beğ, öncü komutanlığını Karahanlı Hanedanından Börü Tegin aldı.Selçukluların bu kararı, aralarında bulunan Gazneli casuslar tarafından Sultan Mesud’a bildirildi. O gece suvarinin getirdiği mektupları okuyan Sultan Mesud bu rapor üzerine kendi adamlarıyla konuştu. Merv’e ihtiyatla yürümek kararı verildi.22 Mayıs 1040 Perşembe günü Gazneliler Savaş düzeninde ilerlemeye başladılar ve biraz sonra Türkmen birliklerinin çevik atlarıyla ayrı ayrı yerlerde yaptıkları hücumlara uğradılar. Selçuklu birlikleri arasında Gaznelilerden Selçuklulara geçmiş kölemenler de vardı. Bunların, eski kapı yoldaşlarını çağırmaları epeyce tesirli oluyor, bir kısmı Selçuklulara geçtiği gibi, bir kısmı da, hiç olmazsa savaşa seyirci kalıyordu. Saray kölelerinin böyle gücenmelerine sebep de Sultan Mesud olmuştu. Çünkü ihtiyar ve gözleri görmez diye küçümsediği Beğdoğdu’yu hiçe saymış, Türk kölemenlerin başına Sultan Mesud ’i getirmişti.Sabahtan öğleye kadar süren savaşta Gazne ordusu, subayların fedakârlığı ve her önüne geleni deviren Sultan Mesud’un kahramanlığı sayesinde Selçukluları püskürttüyse de yine ağırlıklarından bir kısmını onlara kaptırdı.Selçuklular çekildikten sonra Gazneli ordusu birkaç kilometre daha yürüyerek su bulunan bir yere vardı ve burada disiplin adına bir şey kalmadı. Susuzluktan bunalmış olan askerler subay, konutan dinlemeden suya saldırdılar.
Bu sırada Selçuklular bir hücum yapsalardı bu ordu dağılırdı. Fakat karargâh kurmuş oldukları Dendânekan ovasında kesin sonuçlu savaşı yapmaya karar vermiş olan Selçuklular bu hücumu yapmadılar. Gazneliler ordusu gece yarısına doğru susuzluğunu gidererek düzene girdi.23 Mayıs Cuma ( = 9 Ramazan 431 ) sabahı Gazneliler yine yürümeye başladı. Bu orduda 12 fil kalmıştı. Selçuklular hemen taarruza geçtiler. Haykırarak yıldırım hızıyla saldırıyorlar, ok yağdırıp çekiliyorlar, sonra yine geliyorlardı. Gazneliler bu çevik birliklerle çarpışa çarpışa kuşluk zamanı Dendânekan kalesi önüne vardı. Kale, Selçuklulara teslim olmamıştı. Gaznelilerin susuzluktan çok bunalan bir takım askerleri, subayların emirlerine rağmen kale önüne gelerek içerdekilere mataralarını uzatıyorlardı. Sultan bunların orduya katılmasını beklemeden taarruz emrini verdi. Selçuklular düzgün sıralar halinde sessizce bekliyorlardı.Büyük savaşın başlayacağını anlayınca Gazneliler ordusundaki Türk kölemenler develerden indiler. Aşağı gördükleri İranlı ve Efganlıların atlarını almak istediler. Onlarda vermek istemediğinden kavga çıktı. Selçuklular bu fırsatı kaçırmadılar. Şiddetle saldırdılar. Sultan Mesud’un yakışıksız bazı hareketlerinden kırgın olan Türk askerlerden birçoğu ırkdaşları olan Selçuklular tarafına geçti.İki ordu göğüs göğse gelince Gazneli ordusunun akıncı birlikleri olan ve askerî bakımdan ordunun en değersiz bölümünü teşkil eden Arap ve Kürt birlikleri dağılıp kaçtılar. Ordunun en kalabalık unsuru Hindlilerdi. Fakat daha önce Selçuklulara birkaç kere yenilmiş olan Hindlilerin gözleri yılgındı. Bunlarda daha fazla dayanamayıp bozuldular. Komutanlarla subaylar olağanüstü gayret ve cesaretle vuruşarak bozgunu önlemeye çalıştılarsa da olmadı. Gazneli ordusunun merkezi sonuna kadar dayandı. Burada sultanla kardeşi ve oğlu bulunuyor. Sultan Mesud her vuruşta bir Selçuklu devirerek silahların hakkını veriyordu. Selçuklular onun yanına yaklaşmaktan çekinmeye başlamışlardı.Fakat bu, neticeyi değiştirmedi. Böyle olduğu halde sultan, yenilmiş olmayı bir türlü kabul etmiyordu.
Nihayet kumandanlarından biri onu uyandırdı: Çekilmezse Selçuklu karargâhına tutsak olarak gideceğini hatırlattı. Çâre yoktu. Çekilme emrini verdi. Kendisi de file binerek kaçmaya başladı. Yanında 100 kişi kalmıştı.Türkmen atlıları kendisini şiddetle kovalıyordu. Sultan bunların yaklaştığını görünce filden ata binerek üzerlerine saldırdı. Birini kılıçla ikiye biçti. İkincisini gürzle öldürdü. Böylelikle onların eline düşmekten kurtuldu.Selçuklular tam bir zafer kazanmışlardı. Sultan Mesud’un hazinesi, ağırlıkları alınmış, ordunun çoğu tutsak edilmişti. Çağrı Beğ kazandığı zaferin büyüklüğünü ilkönce anlayamadı. Ordusunun her tarafa akın yapmasına izin vermedi. Yalnız bir kısım atlılarını kaçan orduyu kovalamaya gönderdi. Sultan Mesud’un askerlerini toplayarak geri dönmesi ihtimaline karşı ordusunu saf halinde düzene koyarak hazırladı. Yiyip içmek gibi zarurî ihtiyaç zamanları dışında bütün ordusunu üç gün, üç gece at üstünde, silah elde bekletti. Bu tedbir pek de boşuna değildi. Çünkü büyük Gazneli ordusunun ölü ve tutsaklarını çıkardıktan sonra çölde dağılmış olanları da yine 40-50 kişi kadar vardı ki bunların bir iki konak ilerde toplanıvermeleri büyük bir tehlike yaratabilirdi.Çağrı Beğ, Sultan Mesud’un bitkin bir halde Mervirûz’a düştüğünü ve yanında kuvvet kalmadığını öğrendikten sonradır ki üç gündür at üstünde beklettiği ordusuna dinlenme buyruğu verdi.Artık Horasan kendilerinin olmuştu. Birkaç gün sonra zaferlerini kutlayarak devletlerini ilân ettiler. Devletin başkanlığına Çağrı Beğ’in kardeşi Tuğrul Beğ getirildi.
Kahraman Çağrı Beğ, ölünceye kadar Horasan vilayetinin beği olarak kaldı. Böylelikle, 1040 Mayısında Türkiye kuruldu. Bu Türkiye, sonra İran, Irak, Azerbaycan, Anadolu ve Suriyeyi alarak Ortaçağın en mühim devletlerinden biri oldu. Haçlılarla çarpışarak varlığını korudu ve tarihin garip ve başka milletlerde örneği görülmemiş bir tecellisiyle, kurulmuş olduğu toprakları kaybederek sonradan aldığı yerlerde tutundu.Tarihleri boyunca daima batıya ilerleyen Türkler, Osmanlılar zamanında da Almanya ve Fasa kadar uzandılarsa da sonra geri çekilmeye mecbur kalarak Anadolu’da tutundular.Şanlı ve destana benzeyen geçmişimizi silinmez çizgilerle beynimize ve gönlümüze çizelim. Onu daima hatırlayalım. Çünkü kuvvetimizin kaynağıdır. Hatırlayalım ve ümit edelim.Dendânekan Savaşı’nın askerlerine, Gazneli ordusunun Türkleri de dahil olduğu halde rahmet! Onlardan hız alan bizlere görevimizi başarmak için kuvvet!…
Hüseyin Nihâl Atsız
Orkun, 10. Sayı, 15 Kasım 1962
#Dendânekan Meydan Savaşı 23 Mayıs 1040
''Devletimizin Kuruluşunu Sağlayan Savaş''
Mayıs ayının #Türk tarihinde büyük bir yeri vardır: #Türkiye’nin kurulmasını sağlayan tarihî ve destanî hareketler bu ayda yapılmış, bu destanların can alıcı noktası olan Dendânekan Meydan Savaşı 23 Mayısta olmuştur.Okul kitaplarında devletimizin ne zaman kurulduğuna dair bir işaret yoktur.Bazıları Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı 26 Ağustos 1071 tarihini devletimizin başlangıcı sayıyorlar. Bu düşünce tamamiyle yanlıştır. Çünkü #Malazgirt Savaşı çoktan kurulmuş kuvvetli bir devletin diğer bir kuvvetli devleti yenmesinden başka bir şey değildir. Dendânekan Savaşı ise #Selçuklu Hanedanının idaresindeki Türklerin, Gazneliler İmparatorluğunu yenerek Horasan ülkesini onlardan koparmasını, burada bağımsız olarak teşkilâtlanmasını ve fetihlere başlamasını sağlamış, yani Türkiye’yi kurmuş ve bizi bugüne getirmiş olan bir çarpışmadır.Millî hayatımızdaki iyi, kötü bütün dönüm noktalarını bilmek, bütün fertlerin ortaklaşa sevineceği, üzüleceği tarihlere malik olmak, mânevî yapısı kuvvetli bir millet olmanın ilk şartlarından biridir.
İskender’i, Sezar’ı, Arslan Yürekli Rişar’ı, Deli Petro’yu, Napolén’u ezberleyen Türk gençlerinin bu devletin nasıl kahramanlıklarla kurulduğunu, #Çağrı Beğ adındaki destâni kahramanın neler yaptığını, Doğu Roma İmparatorluğu ile göğüs göğse yapılan korkunç savaşların Türk başbuğları olan #Kutalmış, İbrahim, Inal, Yakutu, Resul Tegin, Buka, Anasıoğlu, Hasan Artuk, Afşın ve arkadaşları gibi ölmezleri bilmemesi hazin olduğu kadar da ayıptır. Bunlar lise ve ortaokulda değil, daha ilkokulda bellenecek şeylerdir. Bunları öğrenelim ve hatırlayalım. Yalnız ümidimizin zayıfladığı anlarda değil, her zaman aklımızda tutalım, gönlümüzde saklayalım.Selçuk Hanedanının idaresindeki enerjik ve gözüpek #Oğuzlar’la bunlara katılmış olan birtakım doğu Türkleri, Hazar, Karahanlı ve Gazneli devletleri arasında bocaladıktan, hattâ büyük kırgınlar geçirdikten sonra nihayet “Horasan’ı elde etmek” fikri etrafında hamle yapmaya başladılar.Gazneliler İmparatorluğu’nun büyük ve zengin bir vilayeti olan Horasan, Selçuklular için bir yaşama vasıtasıydı. Geçimlerini sağladıkları sığır, koyun ve at sürülerine otlak #Horasan’da, kendilerine vergi verecek zengin şehirler yine orada idi. Burası için yapılan değişik tarihli birkaç savaş hiçbir meseleyi halletmemiş ve iş, kesin sonuçlu bir savaşa kalmıştı.Büyük sultan #Gazneli Mahmud’un oğlu olan Sultan Mesud yüksek bir kumandan, eşsiz bir kahraman, fakat kararsız, zalim ve sarhoş bir devlet başkanıydı.
Ana davalarda sık sık ve lüzumsuz karar değiştirmeleri yüzünden kumandanlarının güvenini kaybetmiş, bu kumandanlardan bazıları, sarhoşluk sırasında hakaretine uğradıkları sultana gücenerek Selçuklulara katılmış, bu da sultanı bütün kumandanlarından şüphelenir hale getirmişti. Horasan’da Selçuklular lehine propaganda yapılıyor, din bilginleri kendi sarhoş sultanları yerine içki içmeyen Selçuk prenslerinin gelmesini istiyor, bundan başka tüccar ve esnaf sınıfı da daha az vergi alan Selçukluları tercih ediyordu.Her iki tarafında birbiri arasındaki casus şebekesi iyi işliyor, tarafların hareketleri ve hazırlıkları birbirine malûm oluyordu.Sultan Mesud bu işi kökünden halletmek için büyük hazırlıklar yapmış ve o zamana kadar görülmemiş bir ordu tertiplemişti. İyi silâhlı 100.000 kişi olan bu orduda 50 tane de savaş fili vardı. Bu ordu, #Türklerden başka Hindli, Efganlı, İranlı, Arap ve Kürtlerden meydana gelmişti.Selçuklular 20.000 kişiden daha azdı. Fakat çok disiplinli ve hafif silahlı olduğu için son derece çevik atlılardan kurulu bir ordu idi. Gaznelilerin kalabalık oluşu daima su ve yiyecek sıkıntısı doğuruyordu.17 Mart 1040’ta Gazneli ordusu #Nişabur’dan Serhas’a doğru hareket etti. Serhas’ta toplanmış bulunan Selçuklular da kıpırdadılar. Gazne ordusunun uğrağındaki yerlerde yiyecek bir şey bırakmadan, kuyuları doldurarak çekilmeye başladılar.13 Mayısta Gazneliler, Serhas’a girdi. Fakat açlık içinde yürüyüşte hayvanların çoğu ölmüş, suvarilerin büyük bir bölümü atsız kalmış, ölmeyen atlar bitkin bir hale gelmiş, daha kötüsü, açlık yüzünden ordu silah kullanamayacak kadar kötülemişti.Serhas haraptı. Ahali de Selçuklularla birlikte kaçmış, Selçuklular işe yarar ne varsa götürmüş, götüremediğini yakmıştı. Gazneli kumandanları yiyecek bulmak için Herat’a dönmeyi tavsiye ettilerse de sultan bu fikre yanaşmadı. Selçukluların da aç olduğunu söyleyerek bu işi kökünden bitirmek üzere taarruz lâzım geldiğini, hedefin Merv olduğunu, aksi bir fikirde bulunanı idam ettireceğini bildirdi.16 Mayıs 1040ta Gazneli ordusu, Selçukluların yeni karargâhı olan Merv’e yürümeye başladı. Susuzluktan büyük sıkıntı çekiliyor, hastalıkta başlamış bulunuyordu.18 Mayıs’ta, susuzluğa çare olmak üzere kuyular kazıldı ve çevrede bulunan kamışlıklara, Selçuklulara sığınaklık etmesin diye ateş verildi. Fakat kuyulardan çoğunun suyu acı çıktı.21 Mayıs’ta Börü Tegin buyruğundaki 1500 Sekçuklu ile ilk çarpışma yapıldı. Bunlar yağmur gibi ok yağdırarak yıldırım gibi bir hücum yaptılar. Gaznelilerin ağır süvarisi kendilerine taarruz edince çekildilerse de ağırlıklardan bir kısmını alıp götürmeyi başardılar.Bu ilk çarpışma, Gazneliler ordusundaki mâneviyat kırıklığını ve disiplinsizliği açığa vurmuştu.
Gazneliler ordusundaki #Türk hassa askerleri, kendi komutanları olan ünlü başbuğ #Beğdoğdu’ya başvurarak deveye binmekten usandıklarını, ertesi gün bir savaş olursa ister istemez #Tacik( = İranlı ve Efganlı ) ve Arap askerlerin atlarını alacaklarını, savaşa ancak böyle gireceklerini söylemişlerdi.Bu sırada Merv’de bulunan Selçuklular da büyük Gazneli ordusunun taarruzu karşısında ne yapmak gerektiğini konuşuyorlar, bir karara varamıyorlardı. Nihayet kararı Tuğrul Beğ’e bıraktılar. Tuğrul Beğ, görülmemiş büyüklükteki Gazneli ordusunun gelmesi dolayısıyla büyük göçe, Dihistan yoluyla İran içerisine yürümeye taraftardı. İranlılar korkak olduğu için bize dayanamaz diyordu. Gaznelilerle yapılacak savaş başarısızlıkla biterse Selçuklu topluluğunun dağılacağından çekiniyordu.Çağrı Beğ, bu fikre itiraz etti. “Buradan kaçıp İran’ı alacak idiysek bunu başlangıçta yapmalı ve böyle ulu bir padişahın kemerine el atıp savaşa çağırmamalıydık” dedi. Savaşı kabulün kaçınılmaz olduğu hakkındaki delillerini sayıp döktü. Yalın atlılar olup erkekçe dövüşürlerse savaşı kazanacaklarını söyleyerek sözlerini bitirdi. Bu düşünce kabul edildi.Kadın, çocuk, hasta ve yaşlıları ayırdılar. Bunları ve ağırlıklarını, sıska ve cılız atlı 2-3 bin kadar süvariyle birlikte uzaklara, çöllerin içine gönderdiler. Savaşa elverişli askerlerini sayarak 16.000 kişi olduklarını anladılar.
Sayıca az olan bu ordunun mânevi kuvveti çok üstün, silahları pek iyi idi. Ordunun başkomutanlığını Çağrı Beğ, öncü komutanlığını Karahanlı Hanedanından Börü Tegin aldı.Selçukluların bu kararı, aralarında bulunan Gazneli casuslar tarafından Sultan Mesud’a bildirildi. O gece suvarinin getirdiği mektupları okuyan Sultan Mesud bu rapor üzerine kendi adamlarıyla konuştu. Merv’e ihtiyatla yürümek kararı verildi.22 Mayıs 1040 Perşembe günü Gazneliler Savaş düzeninde ilerlemeye başladılar ve biraz sonra Türkmen birliklerinin çevik atlarıyla ayrı ayrı yerlerde yaptıkları hücumlara uğradılar. Selçuklu birlikleri arasında Gaznelilerden Selçuklulara geçmiş kölemenler de vardı. Bunların, eski kapı yoldaşlarını çağırmaları epeyce tesirli oluyor, bir kısmı Selçuklulara geçtiği gibi, bir kısmı da, hiç olmazsa savaşa seyirci kalıyordu. Saray kölelerinin böyle gücenmelerine sebep de Sultan Mesud olmuştu. Çünkü ihtiyar ve gözleri görmez diye küçümsediği Beğdoğdu’yu hiçe saymış, Türk kölemenlerin başına Sultan Mesud ’i getirmişti.Sabahtan öğleye kadar süren savaşta Gazne ordusu, subayların fedakârlığı ve her önüne geleni deviren Sultan Mesud’un kahramanlığı sayesinde Selçukluları püskürttüyse de yine ağırlıklarından bir kısmını onlara kaptırdı.Selçuklular çekildikten sonra Gazneli ordusu birkaç kilometre daha yürüyerek su bulunan bir yere vardı ve burada disiplin adına bir şey kalmadı. Susuzluktan bunalmış olan askerler subay, konutan dinlemeden suya saldırdılar.
Bu sırada Selçuklular bir hücum yapsalardı bu ordu dağılırdı. Fakat karargâh kurmuş oldukları Dendânekan ovasında kesin sonuçlu savaşı yapmaya karar vermiş olan Selçuklular bu hücumu yapmadılar. Gazneliler ordusu gece yarısına doğru susuzluğunu gidererek düzene girdi.23 Mayıs Cuma ( = 9 Ramazan 431 ) sabahı Gazneliler yine yürümeye başladı. Bu orduda 12 fil kalmıştı. Selçuklular hemen taarruza geçtiler. Haykırarak yıldırım hızıyla saldırıyorlar, ok yağdırıp çekiliyorlar, sonra yine geliyorlardı. Gazneliler bu çevik birliklerle çarpışa çarpışa kuşluk zamanı Dendânekan kalesi önüne vardı. Kale, Selçuklulara teslim olmamıştı. Gaznelilerin susuzluktan çok bunalan bir takım askerleri, subayların emirlerine rağmen kale önüne gelerek içerdekilere mataralarını uzatıyorlardı. Sultan bunların orduya katılmasını beklemeden taarruz emrini verdi. Selçuklular düzgün sıralar halinde sessizce bekliyorlardı.Büyük savaşın başlayacağını anlayınca Gazneliler ordusundaki Türk kölemenler develerden indiler. Aşağı gördükleri İranlı ve Efganlıların atlarını almak istediler. Onlarda vermek istemediğinden kavga çıktı. Selçuklular bu fırsatı kaçırmadılar. Şiddetle saldırdılar. Sultan Mesud’un yakışıksız bazı hareketlerinden kırgın olan Türk askerlerden birçoğu ırkdaşları olan Selçuklular tarafına geçti.İki ordu göğüs göğse gelince Gazneli ordusunun akıncı birlikleri olan ve askerî bakımdan ordunun en değersiz bölümünü teşkil eden Arap ve Kürt birlikleri dağılıp kaçtılar. Ordunun en kalabalık unsuru Hindlilerdi. Fakat daha önce Selçuklulara birkaç kere yenilmiş olan Hindlilerin gözleri yılgındı. Bunlarda daha fazla dayanamayıp bozuldular. Komutanlarla subaylar olağanüstü gayret ve cesaretle vuruşarak bozgunu önlemeye çalıştılarsa da olmadı. Gazneli ordusunun merkezi sonuna kadar dayandı. Burada sultanla kardeşi ve oğlu bulunuyor. Sultan Mesud her vuruşta bir Selçuklu devirerek silahların hakkını veriyordu. Selçuklular onun yanına yaklaşmaktan çekinmeye başlamışlardı.Fakat bu, neticeyi değiştirmedi. Böyle olduğu halde sultan, yenilmiş olmayı bir türlü kabul etmiyordu.
Nihayet kumandanlarından biri onu uyandırdı: Çekilmezse Selçuklu karargâhına tutsak olarak gideceğini hatırlattı. Çâre yoktu. Çekilme emrini verdi. Kendisi de file binerek kaçmaya başladı. Yanında 100 kişi kalmıştı.Türkmen atlıları kendisini şiddetle kovalıyordu. Sultan bunların yaklaştığını görünce filden ata binerek üzerlerine saldırdı. Birini kılıçla ikiye biçti. İkincisini gürzle öldürdü. Böylelikle onların eline düşmekten kurtuldu.Selçuklular tam bir zafer kazanmışlardı. Sultan Mesud’un hazinesi, ağırlıkları alınmış, ordunun çoğu tutsak edilmişti. Çağrı Beğ kazandığı zaferin büyüklüğünü ilkönce anlayamadı. Ordusunun her tarafa akın yapmasına izin vermedi. Yalnız bir kısım atlılarını kaçan orduyu kovalamaya gönderdi. Sultan Mesud’un askerlerini toplayarak geri dönmesi ihtimaline karşı ordusunu saf halinde düzene koyarak hazırladı. Yiyip içmek gibi zarurî ihtiyaç zamanları dışında bütün ordusunu üç gün, üç gece at üstünde, silah elde bekletti. Bu tedbir pek de boşuna değildi. Çünkü büyük Gazneli ordusunun ölü ve tutsaklarını çıkardıktan sonra çölde dağılmış olanları da yine 40-50 kişi kadar vardı ki bunların bir iki konak ilerde toplanıvermeleri büyük bir tehlike yaratabilirdi.Çağrı Beğ, Sultan Mesud’un bitkin bir halde Mervirûz’a düştüğünü ve yanında kuvvet kalmadığını öğrendikten sonradır ki üç gündür at üstünde beklettiği ordusuna dinlenme buyruğu verdi.Artık Horasan kendilerinin olmuştu. Birkaç gün sonra zaferlerini kutlayarak devletlerini ilân ettiler. Devletin başkanlığına Çağrı Beğ’in kardeşi Tuğrul Beğ getirildi.
Kahraman Çağrı Beğ, ölünceye kadar Horasan vilayetinin beği olarak kaldı. Böylelikle, 1040 Mayısında Türkiye kuruldu. Bu Türkiye, sonra İran, Irak, Azerbaycan, Anadolu ve Suriyeyi alarak Ortaçağın en mühim devletlerinden biri oldu. Haçlılarla çarpışarak varlığını korudu ve tarihin garip ve başka milletlerde örneği görülmemiş bir tecellisiyle, kurulmuş olduğu toprakları kaybederek sonradan aldığı yerlerde tutundu.Tarihleri boyunca daima batıya ilerleyen Türkler, Osmanlılar zamanında da Almanya ve Fasa kadar uzandılarsa da sonra geri çekilmeye mecbur kalarak Anadolu’da tutundular.Şanlı ve destana benzeyen geçmişimizi silinmez çizgilerle beynimize ve gönlümüze çizelim. Onu daima hatırlayalım. Çünkü kuvvetimizin kaynağıdır. Hatırlayalım ve ümit edelim.Dendânekan Savaşı’nın askerlerine, Gazneli ordusunun Türkleri de dahil olduğu halde rahmet! Onlardan hız alan bizlere görevimizi başarmak için kuvvet!…
Hüseyin Nihâl Atsız
Orkun, 10. Sayı, 15 Kasım 1962
21 Mayıs 2018 Pazartesi
18 Mart 1915 BAŞARILI OLDUYSA 19 Mayıs 1919 NEDEN SAMSUN'A ÇIKILMIŞTI?
18 Mart 1915 BAŞARILI OLDUYSA 19 Mayıs 1919 NEDEN SAMSUN'A ÇIKILMIŞTI?
GERÇEK TARİH;
...İşte Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Sakallı Nurettin, Fahrettin Altay Paşalar artık devreye girmek vakti geldiğini gördüler. Düğmeye basıldı.Mustafa Kemal Paşa'nın: " Paşaların dikkatine! Yiğitlerim, demiri eritme, yola çıkma zamanı..." gizli notuyla Üsküdar ve Beyoğlu arasındaki Kız Kulesi'nde toplanıldı...(Devamı içinde)
1918 yılındaki Çanakkale'de Savaşlarında her ne kadar kesin başarılı elde etsek de, düşmanları yensek de 30 Ekim 1918 günü Anadolu'nun 40000 parçaya ayrılmasına onay veren Mondros Ateşkes Anlaşması imza edildi. İmza atan Hükümet üyesi Bahriye Nazırı Rauf Bey: " İngilizlerle bundan daha iyi bir anlaşma yapılamazdı." diyerek sanki bir başarı sağlanmış gibi mutluydu.
Düşünsenize koskoca Çanakkale başarısı sanki hiç yapılmamış gibi Mondros Anlaşmasına mecbur bırakılmıştık. Anlaşmada : " Doğuda Ruslara bağlı bir Ermenistan, İngilizlere bağlı bir Kürdistan'ın kurulması öngörülmüş, İstanbul Düşman devletlerin denetimine bırakılmış, Güneybatı Anadolu İtalyanlara, Batı Anadolu Yunanlılara verilmiş; Güneydoğu Anadolu Fransız ve İngilizlere pay edilmişti; Osmanlı ordusunun toplam asker sayısı 57.000 olarak sınırlandırılmış, yer altı ve üstü tüm kaynaklar Düşman devletlerine teslim edilmiş, köprü ve tüneller Düşman devletlerine bırakılmıştı. Ayrıca anlaşmanın 7. Maddesi ile istedikleri her bölgeyi işgal etme hakkı elde etmişlerdi". Onbinlerce Şehidin verildiği Çanakkale bağrı, Mondros limanında denize bırakılmıştı. Çanakkale Savaşını biz neden yapmıştık?
18 Mart 1918 başarısı, 30 Ekim 1918 yılında yapılan anlaşmada neden hiçbir anlam ifade etmemişti. "Kardeşim! Bu anlaşma nasıl başarı oluyor, bu anlaşma ile ANADOLU diye bir coğrafya katmıyor ki nerde başarı? "diyen yoktu. Bu anlaşmayı imzalayanlar ve izin verenler bir ilkokul çocuğunun okuyunca anlayabileceği anlaşma maddelerinin ülkenin yok olması demek olduğunu nasıl görmezlerdi? Neden mi: İngilizler bu anlaşmanın olaki kabul edilmemesi halinde hükümetteki herkesin tutuklanıp, ailelerini yok etmekle tehdit etmişti. Yani iki tercih hakkı verilmişti; ya canınız ya da topraklarınız. Mondros Anlaşması canın tatlılığının Milletin istikbali ve istiklâlinden daha önemli olduğunun somut işareti olmuştu. (Keza Kurtuluş Savaşı başarılı olunca anlaşmayı imzalayan Rauf Orbay, İngiliz tehdidi yüzünden anlaşmayı kabul ettiklerini, kendisinin de imzaladığını, halkı uyandırmamak için anlaşmayı öven böyle bir cümle sarf ettiğini açıklıyor, Lozan ile bu basiretsizliği telafi edeceğini söylüyordu.) İngilizler bu anlaşmanın 7. Maddesi ile 13 Kasım 1918 günü Musul'dan başladı Anadolu'nun işgaline. Sonra ise 15 Mayıs 1919 İzmir'in işgali derken, Anadolu yangın yerine dönüşmüştü. Karadeniz Bölgesi'nde Pontuslu Hristiyan Rum ve Katolik Ermeniler harekete geçmişti. İşte Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Sakallı Nurettin, Fahrettin Altay Paşalar artık devreye girmek vakti geldiğini gördüler. Düğmeye basıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın: " Paşaların dikkatine! Yiğitlerim, demiri eritme, yola çıkma zamanı..." gizli notuyla Üsküdar ve Beyoğlu arasındaki Kız Kulesi'nde toplanıldı ve kurtuluşun tüm harekât planı burada yapıldı.
Mustafa Kemal, bir emir ile Anadolu'ya geçmeli, oradan Kazım Paşa ile birleşip vatan evlatları ile buluşmalıydı. Ve nihayet 40000 türlü zorlukla Doğu Karadeniz'deki Rumların ve Ermenilerin saldırılarına karşı direnen Türkleri susturma görevi aldı. Göreve bak. Bu görev bile İngiliz tehdidinin ne derece ileri olduğunu göstermeye yetiyordu. Hatta bu görevi vermeye onaylı Sadrazam Damat Ferit: "İstanbul'da çok başımızı ağrıtıyor, askeri gücünü Türklerin elindeki silahları toplayarak göstersin. " diyordu. Mustafa Kemal milli sır için rengini belli etmemesi gerektiğini bilen istihbaratın en yetenekli ve zeki askeriydi. Keza Mustafa Kemal Paşa, 15 Mayıs 1915 yılında vatansever olduğunu belli edip işgale karşı duran Sakallı Nurettin Paşa'nın rengini belli ettiği için hükümete yapılan İngiliz baskısı yüzünden İzmir Valiliği gibi kritik bir görevden alındığını, yerine İngiliz yanlısı bir valinin atandığını biliyor ve kritik görevlerdeki vatanseverlerin bir bir görevden alınmadan düğmeye basılması gerektiğini ifade ediyordu. Bu yüzden bu görevi almak için Damat Ferit ile bir akşam yemeği tertip etmek maksadıyla Hükümette yer alan vatansever son bir iki kişiyi devreye bile sokmuştu.
Yemekte ittihatçı olmadığını, kendisinin bir asker olduğunu, sadece verilen emirleri yerine getirmek gerektiğini herkesten iyi bildiğini, bu yazılı göreve bir itaatsizlik olursa idam edileceğini, İngilizleri kızdıracak bir şeyi yapmayacağını söyleyerek, Damat Ferit'e bu görev için güven telkin ediyordu. Dereyi geçmek için Ayıya dayı demek gibi bir şey. Yoksa sonu Nurettin Paşa gibi olacaktı. Görevden alınmadan son hamle yapılmalıydı. Harbiye arkadaşlarının vasıtası ile Karadeniz'den ilk temizliğe girişti. Kazım Paşa Doğu Anadolu'dan düğmeye bastı. Fahrettin Altay Paşa İç Batı Anadolu'da tetikteydi. Görevden alınsa da Sakallı Nurettin Pasa Batı Anadolu'da pusudaydı. Türk Milleti esaret altında yaşamaktansa, ölsün daha iyi " desturu ile dümenin başı Anadolu'ya çevrildi. Harekete geçildi. Ve 30 Ağustos 1922. Yaklaşık 4 yıl süren savaşta Düşman orduları yok edildi. Mondros Ateşkes Anlaşması geçersiz sayıldı. Düşmana karşı İslamda kutsal olan Cihat savaşı başarıyla kazanıldı. Düşman işgal ve tecavüzlerinden kurtulduk.
Amerikalıların bir buçuk milyon Iraklı Müslümanı hem tecavüz edip hem öldürdüğü gibi, Fransızların bir milyon Cezayirli Müslümanı hem tecavüz edip hem de öldürdüğü gibi, İngilizlerin bir milyon Hintli Müslümanı hem tecavüz edip hem de öldürdüğü gibi, Türk ve Müslüman öldürme ve tecavüz etme planı uygulanamadı. Bu yüzden 19 Mayıs önemlidir. Hem ulusal hem de evrenseldir. Mazlum milletlerin İngiliz, Fransız, Amerikan işgal ve tecavüzlerinden kurtulmalarına örnek olmuştur. Çin de Mao, Hindistan da Gandi, Vietnam da Ho Şi Ming vd. nasıl bağımsız oldunuz, diye sorduklarında Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Kurtuluş Savaşı'nı örnek aldıklarını söylemişlerdi.
GERÇEK TARİH;
...İşte Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Sakallı Nurettin, Fahrettin Altay Paşalar artık devreye girmek vakti geldiğini gördüler. Düğmeye basıldı.Mustafa Kemal Paşa'nın: " Paşaların dikkatine! Yiğitlerim, demiri eritme, yola çıkma zamanı..." gizli notuyla Üsküdar ve Beyoğlu arasındaki Kız Kulesi'nde toplanıldı...(Devamı içinde)
1918 yılındaki Çanakkale'de Savaşlarında her ne kadar kesin başarılı elde etsek de, düşmanları yensek de 30 Ekim 1918 günü Anadolu'nun 40000 parçaya ayrılmasına onay veren Mondros Ateşkes Anlaşması imza edildi. İmza atan Hükümet üyesi Bahriye Nazırı Rauf Bey: " İngilizlerle bundan daha iyi bir anlaşma yapılamazdı." diyerek sanki bir başarı sağlanmış gibi mutluydu.
Düşünsenize koskoca Çanakkale başarısı sanki hiç yapılmamış gibi Mondros Anlaşmasına mecbur bırakılmıştık. Anlaşmada : " Doğuda Ruslara bağlı bir Ermenistan, İngilizlere bağlı bir Kürdistan'ın kurulması öngörülmüş, İstanbul Düşman devletlerin denetimine bırakılmış, Güneybatı Anadolu İtalyanlara, Batı Anadolu Yunanlılara verilmiş; Güneydoğu Anadolu Fransız ve İngilizlere pay edilmişti; Osmanlı ordusunun toplam asker sayısı 57.000 olarak sınırlandırılmış, yer altı ve üstü tüm kaynaklar Düşman devletlerine teslim edilmiş, köprü ve tüneller Düşman devletlerine bırakılmıştı. Ayrıca anlaşmanın 7. Maddesi ile istedikleri her bölgeyi işgal etme hakkı elde etmişlerdi". Onbinlerce Şehidin verildiği Çanakkale bağrı, Mondros limanında denize bırakılmıştı. Çanakkale Savaşını biz neden yapmıştık?
18 Mart 1918 başarısı, 30 Ekim 1918 yılında yapılan anlaşmada neden hiçbir anlam ifade etmemişti. "Kardeşim! Bu anlaşma nasıl başarı oluyor, bu anlaşma ile ANADOLU diye bir coğrafya katmıyor ki nerde başarı? "diyen yoktu. Bu anlaşmayı imzalayanlar ve izin verenler bir ilkokul çocuğunun okuyunca anlayabileceği anlaşma maddelerinin ülkenin yok olması demek olduğunu nasıl görmezlerdi? Neden mi: İngilizler bu anlaşmanın olaki kabul edilmemesi halinde hükümetteki herkesin tutuklanıp, ailelerini yok etmekle tehdit etmişti. Yani iki tercih hakkı verilmişti; ya canınız ya da topraklarınız. Mondros Anlaşması canın tatlılığının Milletin istikbali ve istiklâlinden daha önemli olduğunun somut işareti olmuştu. (Keza Kurtuluş Savaşı başarılı olunca anlaşmayı imzalayan Rauf Orbay, İngiliz tehdidi yüzünden anlaşmayı kabul ettiklerini, kendisinin de imzaladığını, halkı uyandırmamak için anlaşmayı öven böyle bir cümle sarf ettiğini açıklıyor, Lozan ile bu basiretsizliği telafi edeceğini söylüyordu.) İngilizler bu anlaşmanın 7. Maddesi ile 13 Kasım 1918 günü Musul'dan başladı Anadolu'nun işgaline. Sonra ise 15 Mayıs 1919 İzmir'in işgali derken, Anadolu yangın yerine dönüşmüştü. Karadeniz Bölgesi'nde Pontuslu Hristiyan Rum ve Katolik Ermeniler harekete geçmişti. İşte Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Sakallı Nurettin, Fahrettin Altay Paşalar artık devreye girmek vakti geldiğini gördüler. Düğmeye basıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın: " Paşaların dikkatine! Yiğitlerim, demiri eritme, yola çıkma zamanı..." gizli notuyla Üsküdar ve Beyoğlu arasındaki Kız Kulesi'nde toplanıldı ve kurtuluşun tüm harekât planı burada yapıldı.
Mustafa Kemal, bir emir ile Anadolu'ya geçmeli, oradan Kazım Paşa ile birleşip vatan evlatları ile buluşmalıydı. Ve nihayet 40000 türlü zorlukla Doğu Karadeniz'deki Rumların ve Ermenilerin saldırılarına karşı direnen Türkleri susturma görevi aldı. Göreve bak. Bu görev bile İngiliz tehdidinin ne derece ileri olduğunu göstermeye yetiyordu. Hatta bu görevi vermeye onaylı Sadrazam Damat Ferit: "İstanbul'da çok başımızı ağrıtıyor, askeri gücünü Türklerin elindeki silahları toplayarak göstersin. " diyordu. Mustafa Kemal milli sır için rengini belli etmemesi gerektiğini bilen istihbaratın en yetenekli ve zeki askeriydi. Keza Mustafa Kemal Paşa, 15 Mayıs 1915 yılında vatansever olduğunu belli edip işgale karşı duran Sakallı Nurettin Paşa'nın rengini belli ettiği için hükümete yapılan İngiliz baskısı yüzünden İzmir Valiliği gibi kritik bir görevden alındığını, yerine İngiliz yanlısı bir valinin atandığını biliyor ve kritik görevlerdeki vatanseverlerin bir bir görevden alınmadan düğmeye basılması gerektiğini ifade ediyordu. Bu yüzden bu görevi almak için Damat Ferit ile bir akşam yemeği tertip etmek maksadıyla Hükümette yer alan vatansever son bir iki kişiyi devreye bile sokmuştu.
Yemekte ittihatçı olmadığını, kendisinin bir asker olduğunu, sadece verilen emirleri yerine getirmek gerektiğini herkesten iyi bildiğini, bu yazılı göreve bir itaatsizlik olursa idam edileceğini, İngilizleri kızdıracak bir şeyi yapmayacağını söyleyerek, Damat Ferit'e bu görev için güven telkin ediyordu. Dereyi geçmek için Ayıya dayı demek gibi bir şey. Yoksa sonu Nurettin Paşa gibi olacaktı. Görevden alınmadan son hamle yapılmalıydı. Harbiye arkadaşlarının vasıtası ile Karadeniz'den ilk temizliğe girişti. Kazım Paşa Doğu Anadolu'dan düğmeye bastı. Fahrettin Altay Paşa İç Batı Anadolu'da tetikteydi. Görevden alınsa da Sakallı Nurettin Pasa Batı Anadolu'da pusudaydı. Türk Milleti esaret altında yaşamaktansa, ölsün daha iyi " desturu ile dümenin başı Anadolu'ya çevrildi. Harekete geçildi. Ve 30 Ağustos 1922. Yaklaşık 4 yıl süren savaşta Düşman orduları yok edildi. Mondros Ateşkes Anlaşması geçersiz sayıldı. Düşmana karşı İslamda kutsal olan Cihat savaşı başarıyla kazanıldı. Düşman işgal ve tecavüzlerinden kurtulduk.
Amerikalıların bir buçuk milyon Iraklı Müslümanı hem tecavüz edip hem öldürdüğü gibi, Fransızların bir milyon Cezayirli Müslümanı hem tecavüz edip hem de öldürdüğü gibi, İngilizlerin bir milyon Hintli Müslümanı hem tecavüz edip hem de öldürdüğü gibi, Türk ve Müslüman öldürme ve tecavüz etme planı uygulanamadı. Bu yüzden 19 Mayıs önemlidir. Hem ulusal hem de evrenseldir. Mazlum milletlerin İngiliz, Fransız, Amerikan işgal ve tecavüzlerinden kurtulmalarına örnek olmuştur. Çin de Mao, Hindistan da Gandi, Vietnam da Ho Şi Ming vd. nasıl bağımsız oldunuz, diye sorduklarında Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Kurtuluş Savaşı'nı örnek aldıklarını söylemişlerdi.
20 Mayıs 2018 Pazar
3. Dünya Savaşı; Son Paylaşım Savaşı; En çok okunan tarih..
Macera romanı gibi çok uzun ;)
Avrupa Birliği Çöküşü- lll.Dünya Savaşı ile ABD ve silah- Holivud film sanayi..
Ben inanıyorum ki 50 yıl bile çok.
Avrupa Birliği için yarım asır bile fazla. Bu Birlik ülkeleri, çok geçmeden birbirlerini yemeye başlarlar. Hatta bir Üçüncü Dünya Savaşı'nın merkezine yine Avrupa ülkeleri oturacak gözüküyor. Bunda her zaman olduğu gibi gene en büyük gerekçe, Avrupa'nın kötüye giden iktisadî durumu; ama başka şeyler de var. İleride değil Birlikten söz etmek, çok büyük bir ayrılış olacak.
N'den mi?
Önce bugünkü genel Avrupa'ya bakın. Avrupa iktisadî olarak çökmüş durumda. Enerjisi yok, parası yok, genç ve dinamik nüfusu yok, insanları için emeğe dayalı çalışmak büyük bir enayilik. Her yerde olduğu gibi holiganı bol, pek bilmesek de orada daha bol. Bunları çoğumuz belki bilmiyoruz.
Bugün Avrupa Birliği meclis ve ortak parası var falan filan diyebilirsiniz. Hatta daha da genişleyecekler, diyebilirsiniz, Bunlar birer hikaye. Aynı insan hak ve özgürlükleri söylerken ( N'rede düşmüş bir insan görseler ilk başını ezen ve üzerine basan onlar olur. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar. ) nasıl safsata sözlerse ve nasıl trajik bir şekilde tebessüm ediyorsak, bu Birliğin genişlemesi lafları da komik.
Avrupa da Amerika gibi içten iktisadî olarak bitmiş durumda. Dünyanın en fazla dış borca sahip ülkesi Amerika'dır. Ülkedeki ezilen ve gariban halde olan milyonlarca siyah, mülteci ve Hıristiyanlık olmayan büyük kitleler var. Bunların çoğu hergün özellikle zenciler çaktırmadan öldürülmekte. O yüzden Amerika da bir kıvılcım eksik sadece.
Amerika'yı ayakta tutan ise silah sanayi ve filim endüstrisidir. Onlar da bitmek üzere. Çünkü Amerika önce silahını satmak için bir pazar bulur. Sonra binlerce silah ve para değişimi yaşanır. Bu pazarı nasıl oluşturduğunu İkinci Dünya Savaşı, Küba, Vietnam, Irak, Afganistan savaşlarından, Yugoslavya işgalinden, Mısır, Libya, en son da Suriye iç savaşları oluşturmasından az çok biliyoruz. O itibarla Amerika'nın da artık silah satmak için pazar alanı az ve karşısında Rusya gibi devletler çoğaldı. Bu yüzden bu iktisadi durumu düzeltmek için bir üçüncü dünya savaşı demek yeni silah satışları demek. Yani Onlar için, yeni savaş, yeni silah satışları. Bu yüzden Avrupa'da çıkacak savaşa Amerika yine sonradan girip domino etkisi yaratma peşinde olacak gözüküyor . Neyse konuya dönelim.
Avrupa Birliği değil, Avrupa çöküş halinde.
Avrupa ülkeleri özellikle Ingiltere-Fransa, Fransa-Almanya, Almanya-Ingiltere arasında önceden de olduğu gibi şuan gizli bir rekabet var.
Zaten farkındaysanız halk oylaması ile Ingiltere birlikten ayrıldı. Isveç ve Norveç halk oylaması ile hiç girmedi. Avrupa ülkeleri için Türkiye : Gümrük Birliği Anlaşması demek, başka bir anlam ifade etmiyor. Çünkü, 1990'lı yıllarda yapılan bu anlaşma ile Onlar Birlik, Biz pazar haline geldik. Zaten Insanlarımız için de bu Birliğin bir anlamı yok falan filan neyse.
Nden 3.Büyük Savaş Avrupa'da ?
Ders kitaplarında pek yoktur. Avrupa ülkeleri ve milleti kimdir, nerden gelmiştir, mezhepleri nelerdir ?
MS. 350'li yıllarda Hun Türkleri ile başlayan
Kavimler Göçü'ne kadar Avrupa halkı Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altında idi. Özellikle bu tarihten sonra Avrupa'nın etnik yapısı çok değişti. Kavimler Göçü'nden önce Latinler yani Romalılar, Avrupa halkının tamamını egemenliği altına almak için istifaya başladı. Önce Kuzey Avrupa'ya yöneldi. Orada ve çoğu yerde Keltler vardı. Dili Galikce idi. Roma Ingiltere ve Fransa'nın bulunduğu bölgeyi, dil ve din değiştirmeye zorladı. Başarılı oldu. Bu bölgeler Latinler eline geçti. Insanlar latince konuşmaya başladı. Ama bugünkü İrlanda Cumhuriyeti'ni latin yapamadı. Bugün Ingilizlerin tüm çalışmalarına rağmen İrlanda Kelttir ve Galik dili konuşur. Neyse.
Romalılar; daha sonra Almanya, Avusturya ve Isviçre vs bulunduğu bölgeyi istifaya kalktı. Ama başarılı olamadı. Evet bugün fark ettiyseniz Ispanyolca, ingilizce dilleri arasında gramer ve kök yönünden benzer şeyler çok bulabilirsiniz. Ama bu diller ile Almanca; veya Almanca ve Fransızca arasında neredeyse herşey farklı. Kavimler Göçü'nden sonra ise Cermen- latin- AngloSakson ayrımı iyice arttı.
Bugün Avrupa Birliğin'de iktisadi ve etnik yapıyı geçtim. Büyük bir dil sorunu vardır. Birliğin dili ne olacak ?
1) Ingilizce mi?
2) Almanca mı?
3) Fransızca mı?
Ekonomi, dil ve üçüncü bir nden olarak da din problemi Avrupa Birliği ve savaşı için bir başka nedendir.
Avrupa Birliği, Hıristiyan birliği olarak bilinir, hatta bu birliğin Hz. Isa'nın 12 havarisi ile temsil ettiği söylenir falan filan.
Ingiltere ve Ispanya, Italya vs bir gurup Latinleşmiş Kelt; bir gurubu ise Almanya, İsviçre, Avusturya gibi Latinleşmemiş Cermen olması bir tarafa; Yüzyıl savaşları ve din savaşları ile dinsel olarak da iyice 5 parçaya ayrıldı. Ingiltere Protestan mezhebi, Italya ve Ispanya Katolik vs. Katolik irlanda ile Protestan Ingiltere arasında; yine Katolik Ispanya ve Protestan Ingiltere arasında, Ortodoks Rusya ve Tüm Avrupa arasında gizli gizli , bazen de ayan beyan bir hizipleşme var.
Bizim coğrafyada da aynı olgular var; ama aramızdaki tek fark Onlar usta aktör gibi, kendi dini mezhepleri arasında çok büyük ayrılıklar olmasına rağmen, buna karışmana izin vermedikleri gibi Avrupa, Amerika ve Rusya vs Avrupa'nın hepsi Bizim, tüm dini hassasiyetlerimizi ayrıntısına kadar öğretmişler; Sünni-Alevi, Sünni-Şii, Sünni-Şia-Vahabilik-Ahmedilik vs.bunları birer usta oyuncu gibi tüm filmlerinde oynuyorlar. Tabi bunlardan haberi olan değerli büyüklerimiz de yok değildi. Vardı. Sözgelimi;
Sultan 2. Abdülhamid Protestan Ingiltere'ye karşı 1845-1850 yılları arasında Katolik irlanda'ya o dönemdeki kıtlıkta ayakta kalması için büyük bir maddi yardım yapmış. Hatta irlanda'da bu yardımı unutmadıklarını göstermek için bugün adı Drogheda United olan bir irlanda spor kulübü amblemine hilal ve yildız koymuştur.
Atatürk de 1924'ten itibaren tüm karşı çıkmaları rağmen bütün Hıristiyan misyoner okullarına kilit vurmuştur. Sadece San Josef 'i kapatamamıştı. Çok baskı vardı. Bu okul yüzünden Fransızlar savaşı bile göze almış falan filan. O yüzden hala bugün bile ayakta Fransız misyonerliğine hizmet etmektedir. Zamanla Genişledi. Bugünkü yüzde yüz Fransızca eğitim veren Galatasaray Üniversitesi bir büyük Şubesi konumundadır.
Biz Batı karşıtı falan değiliz; ama Hepimizin de bunları görmesi lazım. Hatta medeniyet nerede ise, Biz oraya gitmeliyiz. Tabi medeniyet deyince Batı akla gelebilir. Oysa asıl bundan kastedilen ise, bilim, araştırma ve teknik Japonya'da ise oraya, Çin'de ise oraya gitmemizdir. Bu yüzden dost ve düşman ülkeler ile Batı kavramını iyi ayırt etmemiz lazım. Batı ve medeniyet izafidir. Neyse. Demek istediğim Onlar kültürel, menşei ve özellikle dini ve mezhepî hassasiyetlerimizi kullanarak hem Türk-Islam coğrafyasını ayırmakta hem de Bizleri, birbirimize düşman etmek için dini ve milli tüm kutsallarımızı kullanmaktan bir adım bile geri durmamaktadırlar. Bunları çok iyi bilmemiz geriliyor.
Avrupa Birliği bu yüzden ben diyorum belki yarım asır ve belki daha az bir sürede çöker. lll. Cihan Harbi'nin temelinde ve merkezinde de yine Ingiltere, Fransa, Almanya, Rusya gibi Avrupa Devletleri olacak. Amerika, gene dilleri ve mezhepleri aynı olan Ingiltere tarafında olacak. Ama bu sefer de Almanya ve Japonca dışında bu sefer Çin de devreye girer. Çin'i zaten herkes az cook biliyor belki. 20-25 yıl içinde dünyanın en büyük ekonomisi olarak Amerika'yı geçecek. Amerika bu durumun da farkında ama, bir şey yapamıyor. Çin sessizce büyüyor.
Ülkemizde büyük ihtimalle dönemin koşullarına göre her şey değişiyor ama; girmemek için çok uğraş verir. Çünkü Biz biliriz ki tedbir güvenden her zaman daha iyidir.
Zaten bu savaşların çoğu, Avrupa ve Amerika gibi emperyalist sömürgeci devletler tarafından genellikle aç kaldıklarında ve ağızlarının suyu aktığında yani dünyanın ekonomik egemenliğinin paylaşımında, rekabet olduğunda ortaya çıkar. Hepsi sonunda gözlerini zengin Türk-Islam coğrafyasına ve hatta birkaç zengin bölgesi olan gariban açlık içindeki Afrika topraklarına çevirirler. Olan her zaman Türk-Müslüman coğrafyasına olur.
Ülkemiz ve havalisi coğrafyalar o kadar büyük bir yeraltı-üstü kaynak ve stratejik noktalara sahip olduğu içindir ki bin yıllardır Avrupa acıktığında saldıran Haçlıların saldırı ve müstemlekelerine maruz kalmıştır. Bu yüzden 50 hatta 100 yılı düşünerek öngörüde olmak ve büyük tedbirler almak gerekiyor.
Bazı dünya tarihçileri ve bizim tarihçilerimiz; l. ve ll. Cihan Harbi'nin Avrupa ülkeleri arasındaki rekabetten çıktığını, bir üçüncü savaşında yine Avrupa devletleri arasındaki iktisadi, dini, kültürel, menşei gücünü gösterme ilgili vs. gerekçelerle yine bu ülkelerden çıkacağını söylerler. Bunu 50 yıl içinde anlarız.
Dünya tarihini öğrenmek için en az 100 yıl önceki tarihi olayları tenkit etmek gereklidir. Görmek bilmek ile mümkündür.
Avrupa Birliği Çöküşü- lll.Dünya Savaşı ile ABD ve silah- Holivud film sanayi..
Ben inanıyorum ki 50 yıl bile çok.
Avrupa Birliği için yarım asır bile fazla. Bu Birlik ülkeleri, çok geçmeden birbirlerini yemeye başlarlar. Hatta bir Üçüncü Dünya Savaşı'nın merkezine yine Avrupa ülkeleri oturacak gözüküyor. Bunda her zaman olduğu gibi gene en büyük gerekçe, Avrupa'nın kötüye giden iktisadî durumu; ama başka şeyler de var. İleride değil Birlikten söz etmek, çok büyük bir ayrılış olacak.
N'den mi?
Önce bugünkü genel Avrupa'ya bakın. Avrupa iktisadî olarak çökmüş durumda. Enerjisi yok, parası yok, genç ve dinamik nüfusu yok, insanları için emeğe dayalı çalışmak büyük bir enayilik. Her yerde olduğu gibi holiganı bol, pek bilmesek de orada daha bol. Bunları çoğumuz belki bilmiyoruz.
Bugün Avrupa Birliği meclis ve ortak parası var falan filan diyebilirsiniz. Hatta daha da genişleyecekler, diyebilirsiniz, Bunlar birer hikaye. Aynı insan hak ve özgürlükleri söylerken ( N'rede düşmüş bir insan görseler ilk başını ezen ve üzerine basan onlar olur. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar. ) nasıl safsata sözlerse ve nasıl trajik bir şekilde tebessüm ediyorsak, bu Birliğin genişlemesi lafları da komik.
Avrupa da Amerika gibi içten iktisadî olarak bitmiş durumda. Dünyanın en fazla dış borca sahip ülkesi Amerika'dır. Ülkedeki ezilen ve gariban halde olan milyonlarca siyah, mülteci ve Hıristiyanlık olmayan büyük kitleler var. Bunların çoğu hergün özellikle zenciler çaktırmadan öldürülmekte. O yüzden Amerika da bir kıvılcım eksik sadece.
Amerika'yı ayakta tutan ise silah sanayi ve filim endüstrisidir. Onlar da bitmek üzere. Çünkü Amerika önce silahını satmak için bir pazar bulur. Sonra binlerce silah ve para değişimi yaşanır. Bu pazarı nasıl oluşturduğunu İkinci Dünya Savaşı, Küba, Vietnam, Irak, Afganistan savaşlarından, Yugoslavya işgalinden, Mısır, Libya, en son da Suriye iç savaşları oluşturmasından az çok biliyoruz. O itibarla Amerika'nın da artık silah satmak için pazar alanı az ve karşısında Rusya gibi devletler çoğaldı. Bu yüzden bu iktisadi durumu düzeltmek için bir üçüncü dünya savaşı demek yeni silah satışları demek. Yani Onlar için, yeni savaş, yeni silah satışları. Bu yüzden Avrupa'da çıkacak savaşa Amerika yine sonradan girip domino etkisi yaratma peşinde olacak gözüküyor . Neyse konuya dönelim.
Avrupa Birliği değil, Avrupa çöküş halinde.
Avrupa ülkeleri özellikle Ingiltere-Fransa, Fransa-Almanya, Almanya-Ingiltere arasında önceden de olduğu gibi şuan gizli bir rekabet var.
Zaten farkındaysanız halk oylaması ile Ingiltere birlikten ayrıldı. Isveç ve Norveç halk oylaması ile hiç girmedi. Avrupa ülkeleri için Türkiye : Gümrük Birliği Anlaşması demek, başka bir anlam ifade etmiyor. Çünkü, 1990'lı yıllarda yapılan bu anlaşma ile Onlar Birlik, Biz pazar haline geldik. Zaten Insanlarımız için de bu Birliğin bir anlamı yok falan filan neyse.
Nden 3.Büyük Savaş Avrupa'da ?
Ders kitaplarında pek yoktur. Avrupa ülkeleri ve milleti kimdir, nerden gelmiştir, mezhepleri nelerdir ?
MS. 350'li yıllarda Hun Türkleri ile başlayan
Kavimler Göçü'ne kadar Avrupa halkı Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altında idi. Özellikle bu tarihten sonra Avrupa'nın etnik yapısı çok değişti. Kavimler Göçü'nden önce Latinler yani Romalılar, Avrupa halkının tamamını egemenliği altına almak için istifaya başladı. Önce Kuzey Avrupa'ya yöneldi. Orada ve çoğu yerde Keltler vardı. Dili Galikce idi. Roma Ingiltere ve Fransa'nın bulunduğu bölgeyi, dil ve din değiştirmeye zorladı. Başarılı oldu. Bu bölgeler Latinler eline geçti. Insanlar latince konuşmaya başladı. Ama bugünkü İrlanda Cumhuriyeti'ni latin yapamadı. Bugün Ingilizlerin tüm çalışmalarına rağmen İrlanda Kelttir ve Galik dili konuşur. Neyse.
Romalılar; daha sonra Almanya, Avusturya ve Isviçre vs bulunduğu bölgeyi istifaya kalktı. Ama başarılı olamadı. Evet bugün fark ettiyseniz Ispanyolca, ingilizce dilleri arasında gramer ve kök yönünden benzer şeyler çok bulabilirsiniz. Ama bu diller ile Almanca; veya Almanca ve Fransızca arasında neredeyse herşey farklı. Kavimler Göçü'nden sonra ise Cermen- latin- AngloSakson ayrımı iyice arttı.
Bugün Avrupa Birliğin'de iktisadi ve etnik yapıyı geçtim. Büyük bir dil sorunu vardır. Birliğin dili ne olacak ?
1) Ingilizce mi?
2) Almanca mı?
3) Fransızca mı?
Ekonomi, dil ve üçüncü bir nden olarak da din problemi Avrupa Birliği ve savaşı için bir başka nedendir.
Avrupa Birliği, Hıristiyan birliği olarak bilinir, hatta bu birliğin Hz. Isa'nın 12 havarisi ile temsil ettiği söylenir falan filan.
Ingiltere ve Ispanya, Italya vs bir gurup Latinleşmiş Kelt; bir gurubu ise Almanya, İsviçre, Avusturya gibi Latinleşmemiş Cermen olması bir tarafa; Yüzyıl savaşları ve din savaşları ile dinsel olarak da iyice 5 parçaya ayrıldı. Ingiltere Protestan mezhebi, Italya ve Ispanya Katolik vs. Katolik irlanda ile Protestan Ingiltere arasında; yine Katolik Ispanya ve Protestan Ingiltere arasında, Ortodoks Rusya ve Tüm Avrupa arasında gizli gizli , bazen de ayan beyan bir hizipleşme var.
Bizim coğrafyada da aynı olgular var; ama aramızdaki tek fark Onlar usta aktör gibi, kendi dini mezhepleri arasında çok büyük ayrılıklar olmasına rağmen, buna karışmana izin vermedikleri gibi Avrupa, Amerika ve Rusya vs Avrupa'nın hepsi Bizim, tüm dini hassasiyetlerimizi ayrıntısına kadar öğretmişler; Sünni-Alevi, Sünni-Şii, Sünni-Şia-Vahabilik-Ahmedilik vs.bunları birer usta oyuncu gibi tüm filmlerinde oynuyorlar. Tabi bunlardan haberi olan değerli büyüklerimiz de yok değildi. Vardı. Sözgelimi;
Sultan 2. Abdülhamid Protestan Ingiltere'ye karşı 1845-1850 yılları arasında Katolik irlanda'ya o dönemdeki kıtlıkta ayakta kalması için büyük bir maddi yardım yapmış. Hatta irlanda'da bu yardımı unutmadıklarını göstermek için bugün adı Drogheda United olan bir irlanda spor kulübü amblemine hilal ve yildız koymuştur.
Atatürk de 1924'ten itibaren tüm karşı çıkmaları rağmen bütün Hıristiyan misyoner okullarına kilit vurmuştur. Sadece San Josef 'i kapatamamıştı. Çok baskı vardı. Bu okul yüzünden Fransızlar savaşı bile göze almış falan filan. O yüzden hala bugün bile ayakta Fransız misyonerliğine hizmet etmektedir. Zamanla Genişledi. Bugünkü yüzde yüz Fransızca eğitim veren Galatasaray Üniversitesi bir büyük Şubesi konumundadır.
Biz Batı karşıtı falan değiliz; ama Hepimizin de bunları görmesi lazım. Hatta medeniyet nerede ise, Biz oraya gitmeliyiz. Tabi medeniyet deyince Batı akla gelebilir. Oysa asıl bundan kastedilen ise, bilim, araştırma ve teknik Japonya'da ise oraya, Çin'de ise oraya gitmemizdir. Bu yüzden dost ve düşman ülkeler ile Batı kavramını iyi ayırt etmemiz lazım. Batı ve medeniyet izafidir. Neyse. Demek istediğim Onlar kültürel, menşei ve özellikle dini ve mezhepî hassasiyetlerimizi kullanarak hem Türk-Islam coğrafyasını ayırmakta hem de Bizleri, birbirimize düşman etmek için dini ve milli tüm kutsallarımızı kullanmaktan bir adım bile geri durmamaktadırlar. Bunları çok iyi bilmemiz geriliyor.
Avrupa Birliği bu yüzden ben diyorum belki yarım asır ve belki daha az bir sürede çöker. lll. Cihan Harbi'nin temelinde ve merkezinde de yine Ingiltere, Fransa, Almanya, Rusya gibi Avrupa Devletleri olacak. Amerika, gene dilleri ve mezhepleri aynı olan Ingiltere tarafında olacak. Ama bu sefer de Almanya ve Japonca dışında bu sefer Çin de devreye girer. Çin'i zaten herkes az cook biliyor belki. 20-25 yıl içinde dünyanın en büyük ekonomisi olarak Amerika'yı geçecek. Amerika bu durumun da farkında ama, bir şey yapamıyor. Çin sessizce büyüyor.
Ülkemizde büyük ihtimalle dönemin koşullarına göre her şey değişiyor ama; girmemek için çok uğraş verir. Çünkü Biz biliriz ki tedbir güvenden her zaman daha iyidir.
Zaten bu savaşların çoğu, Avrupa ve Amerika gibi emperyalist sömürgeci devletler tarafından genellikle aç kaldıklarında ve ağızlarının suyu aktığında yani dünyanın ekonomik egemenliğinin paylaşımında, rekabet olduğunda ortaya çıkar. Hepsi sonunda gözlerini zengin Türk-Islam coğrafyasına ve hatta birkaç zengin bölgesi olan gariban açlık içindeki Afrika topraklarına çevirirler. Olan her zaman Türk-Müslüman coğrafyasına olur.
Ülkemiz ve havalisi coğrafyalar o kadar büyük bir yeraltı-üstü kaynak ve stratejik noktalara sahip olduğu içindir ki bin yıllardır Avrupa acıktığında saldıran Haçlıların saldırı ve müstemlekelerine maruz kalmıştır. Bu yüzden 50 hatta 100 yılı düşünerek öngörüde olmak ve büyük tedbirler almak gerekiyor.
Bazı dünya tarihçileri ve bizim tarihçilerimiz; l. ve ll. Cihan Harbi'nin Avrupa ülkeleri arasındaki rekabetten çıktığını, bir üçüncü savaşında yine Avrupa devletleri arasındaki iktisadi, dini, kültürel, menşei gücünü gösterme ilgili vs. gerekçelerle yine bu ülkelerden çıkacağını söylerler. Bunu 50 yıl içinde anlarız.
Dünya tarihini öğrenmek için en az 100 yıl önceki tarihi olayları tenkit etmek gereklidir. Görmek bilmek ile mümkündür.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hz. Muhammed (SAV) Türk mü?
TÜRKLER ASKERİ BECERİLERİ SAYESİNDE HER YERDE ADINDAN SÖZ ETTİRMİŞTİR. İŞTE KÂBE İÇİN GÜVENLİK SAĞLAYAN TÜRK AİLESİ: HAŞİMİ OĞULLARI. BU B...
-
Bizler en az 10000 yıllık tarih, kültür ve dili olan Türk milletiyiz. Hz.Nuh evlâdı Yasefin oğlu olan Türkleriz yani Hz. Nuhun torunu olan T...
-
TÜRKLER ASKERİ BECERİLERİ SAYESİNDE HER YERDE ADINDAN SÖZ ETTİRMİŞTİR. İŞTE KÂBE İÇİN GÜVENLİK SAĞLAYAN TÜRK AİLESİ: HAŞİMİ OĞULLARI. BU B...
-
Çok uzun ama, tarihe meraklı arkadaşlar ve herkes okumalı. Atatürk'ün 4 ciltlik tarih kitaplarında ne vardı; niye kaldırılmıştı? Kimi ...




